Haftanın Videosu- Grup Baran - Kanatlarında Kaldı

16 Eylül 2007 Pazar

Gençliğim...

Bir sevda masalı vardı önceleri
Masalda ben vardım sen vardın ve bu şehir vardı Gençlik yaşamımın şehri
Aşkın şehri
Dostumun can dostumun şehri
İzmit vardı
Şimdi bu hikaye bitti mi diye düşünüyorum
Can dostum hala var
Ve hala orada İzmit’te
Gençliğim yok ellerimde
Oda cebimdeki resimlerde
Orada İzmit’in
Kaybolan caddelerinde

Elveda...


Bu ayrılık elbet biter Karagül
Elbet gün doğar bir gün
Elbet yeniden kavuşuruz .
Ben kaçar gibi geziyorum sokakları
Bir cebimde Nagant bir cebimde anılarım
Soğuk soğuk bacağıma vuruyor
Nagant ‘ın buz gibi çeliği
Ve ben ürperiyorum her temasta ürkek bir ceylan gibi .
Şimdi aklıma duvarlara , kapılara ve gökyüzünde ki yıldızlara
Yazmaya çalıştığım yasak düşüncelerim geldi ,
Bastırılmaya çalışılan

Sen , Karagül
Gecemin aydınlığı yalnızlığımın karanlığı .
Bekle Karagül
Geliyorum ağır ağır
Bir cebimde Nagant bir cebimde anılarım
Ve başım dumanlı .
Ateşten gömlekler giydim bugün
Buğulu vitrinlerde baktım gözlerime en son
Dostların sonsuzluğundan sıyrılıp geldim
Bir içimde gidiş durmadı bir de saflığa ulaşma isteğim .
Şimdi ben gidiyorum Karagül
Affet beni
Bir gün bir başka yerde buluşmak üzere
Gidiyorum , bir cebimde Nagant aklımda ölümle
Gidiyorum ...
Elveda Karagül.... !!!!

15 Eylül 2007 Cumartesi

BİR BARDAK DEMLİ ÇAY



Babam Aydın GÖZAÇAN'a





Anlatamıyorum galiba diye düşündüm... Ama ne olursa olsun anlatmalı bildiklerimi paylaşmalıydım .. Ölüm gibi çünkü sırlar ve beni daima yıkıp geçiyorlardı . Şimdi geçen yirmi yılın arkasından baktığımda , nelere kadir olduğumu fark ediyorum . Anlatmak isteğimde burada başlıyor .
Geçen günler de Kanal D 'de yayımlanan "Çemberimde Gül Oya " adlı diziyi seyrediyordum . Ve bence tamamıyla o dönemi anlatmıyordu . Sevmemiştim diziyi . Bunu tartışmak için babama döndüğümde ise gözlerinin dolduğunu fark ettim . Elleri titriyor ve o yıllara ve türlü acılara dayanan kalbinin hızlı hızlı çarptığını hissedebiliyordum ...
Onunda o dönemleri yaşadığını biliyordum ama ne ben sormuştum o dönemleri ne de o anlatmıştı . Sürekli kanayan bir yara olduğunu biliyordum içinde . Ama o anda içinden bir ses tam zamanı dedi şimdi tam zamanı . Artık dinlemeliydim onu neler anlatacaktı çok merak ediyordum . Kitaplardan dergilerden öğrendiğim ve öğrenmemi teşvik eden insanı dinleye bilecektim şimdi . Onu kırmaktan korkarak da olsa "o dönemler nasıldı ? " diye bildim sadece . Nasıl çıkmıştı bu soru ağzımdan bilemiyorum ama olmuş bitmişti artık . O buğulu gözleriyle beni süzüyordu. Nefesimi tutmuş onu dinliyordum .
İlk yakalandığı zamandan dostlarından , hiç geri gelemeyen arkadaşlarından bahsetti önce. Sonra içeriyi o insanların iliklerini donduran hatıraları anlattı . Kah güldük beraberce kah ağladık. Anlatan babamdı beni var eden beni her zaman teselli eden babam .. Şimdi sanki benim tesellimi bekliyordu . Söyleyecek söz bulamıyordum kelimeler boğazıma düğümlenmiş ne yapmam gerektiğini bir türlü çözememiştim .
Birden sustu . Dudakları titriyordu . Kalk çay demle dedi. Bir asker edasında ayağa fırladım . Çayı demledim. Çay olana kadar hiç konuşmadık . Aslında konuşan suskunluğumuzdu . Anlamını yitirmişti çünkü kelimeler . Ve şimdi dedikten sonra çayını yudumladı . Olmamış dedi , hem de hiç olmamış . Şaşırmıştım . Neden diye bildim sadece . Anlatmaya başladı ..

Pol-Der üyesi olduğunu daha sonra öğrendiği bir polisten bahsetti ve anlatmaya başladı ;
Sorgudan yeni çıkmıştım. İçimde tek bir şeyin özlemi vardı o anda . Şu soğuk hücrede bir bardak sıcak çay . Hücrenin kapısı açıldığında içimde bir korku birikti . Daha yeni gelmiştim yinemi götürülecektim . A.. geldi hocam buyur çay demledik gel iç dedi . Korkuyordum ne olacağını anlamamıştım . İlk önce yeni bir psikolojik işkence diye düşündüm . Kollarımdan tutup beni alt kata inen merdivenlerin altındaki küçük odaya soktu . Bir bardak çay uzattı bana gecenin karanlığı kadar demliydi. Açken bunu içersem ölürüm dedim . O çocuksu yüzü birden gülümsemeyle ve birazda utançla dolmuştu birden . Pardon hocam dedi bir kaç şeker daha ver di . O soğuk odadaki en güzel çaydı dedi . Onun gibi olmamış Ozan dedi . Hem de hiç olmamış . Korkunun beslediği o demli çayın tadı gibi olmamış . Anlamıyorsun beni. Bir gün sende içersen o kokunun beslediği demli çayı anlarsın dedi. Yatmaya gitti .
Aklımdan geçen tek şey vardı . Bir gün baba bir gün seninle korkunun o demli çaylarından özgürlüğün ışığı altın beraber içeceğiz . En kötü günlere inat.
18.Ekim.2004

14 Eylül 2007 Cuma

Dostuma(?)


Bu şiiri yazdığım zamanlarda içimde kocaman bir özlemdin ... Amaçsızca senin yanında olamamanın verdiği acıyla çalkalanıyordum . Umutlarına herzaman ortak olduğumu sanıyordum ama değilmişim bunu çok ama çok geç öğrendim . Şİmdi nerelerdesin bilmiyorum ama herzaman aklımdasın sen istemesende ....
Özledim dedim sadece
Sadece özlemimi dile getirdim
Özlettim sadece kendimi
Hep ulaşılmaz olmak istedim
Ama ....
Ellerimden yavaş yavaş
Kayıp gidişini engelleyemedim
Ağlayacağın bir omuz olamadım
Boşlukta süzülürken seni tutamadım
Bir sen kopunca içinden
Ben hiç yanında olamadım
Kahkahalarını izleyemedim doyumsuzca
Göz yaşlarına işli bir mendil olamadım
Dört yıl sesimi dinlettim sana hep
Sen beni ararken
Ben senin yanında hiç olamadım …

(Zeynep AKTAŞ’a )

Ve...

Anlata bilmek seni gecenin simsiyah karanlığına .Anlatabilmek sevişen kuşlara , açan çiçeğe , doğan güneşe ve baharın süt beyaz maviliğine . Ve sonra yaşamak doyumsuz bir mavilik içerisinde . Ve koşmak alabildiğine gökyüzündeki bulutlara güneş kuşuyla .
Ve sevmek alabildiğine coşkun ve gülmek güldürmek hayata inat . Ve gezmek özgür bir kuş gibi şehrin caddelerini dolaşmak gecenin karanlığında ve sokakları kaplamış olan kavrulmuş kadayıf kokusu içerisinde . Ve özlemek seni kayıp edilişinden sonra özlenenler gibi inadına bulamak ve geleceğine inanmak . Ve ağlamak ılık bir yaz yağmuru gibi birden ama kısa süren bir hüzün boşalımı . Ve sonra kaçmak ölür gibi sessiz seven bir kalp gibi mutlu ama yanık bir yürekle kaçış .
Ve sen kayan bir yıldız gibi , deli deli akan bir nehir gibi , kıyıya vuran çılgın dalgalar gibi ve ramazanda susamlı yumurtalı pide kokusu arasında giden bir küçük gibi git .
Ve ben kaçıştan korkan ve ben yenilmiş olan ve inadına yaşayan ve ben sana aşık olan .....

boş ver be kanka

kankaların efendisi bizim içimiz kararmış ölüm gelmiş kapımızı çalmışta biz içeriden evde yokuz demişiz ama neden bunlar böle olmuş anlamak zor gelmiş bize hani adları sonraları unutulan sevgililer için yazmışısız hep en güzel yazılarımızıda onlar hiç okumamış ... Bir gün gelirde olur diye saklamışız en güzel duygularımızı , nefretlerimizi ! Ama neden sonra anlatmak zor gelmiş bize bazı gerçekleri ... Öle kıyısından dokunmuşuz her zaman bizim olan kelimelerin anlamlarına .. Ondan sonra bir gülüş olmuş dudaklarımızda içimizde büyüyen acılarımız . Acılarımız ortak olmuş içki masasında acılarımızla içmişiz neden sonra bilmem ama tarihlere takılmış aklımız 15 eylül 14 şubat 22 mart 13 haziran falan filan ... Tarihler uzun gelir akla bizi alır gider . Ama anlamak lazım zamanı ve günlerin neden 24 saat olduğunu ve sığdırmak kolaymıdır insanoğlu için bir ömrü bir anı 24 saate sığdırmak kolaymıdır yada bir ömrü paylşamak kolaymıdır 365 günde .. Bunları bilmem bilemem belkide anlatamam sanada anlarsın aslında sen .. Bırak akan nehirler gibi aksın zaman bırak yıllar artık 365 değil senin istedeğin kadar olsun ve bırak günler mutlu olduğumuz o 10 dakkalık an kırıntılarından oluşsun ve bizim için yeni bir gün başlasın .. Unutmak kolay derler ama yalandır bilirim bilirsin . Bizim içimiz karamış be kanka sonra ölüm gelmiş kapımızı çalmışda biz içerden evde kimse yok demişiz... Bırak zamanın peşini , yürek acılarını , geçmişin en eski dillerini . Ve hani hep sen bana derdin ya kanka şimdid e ben diyorum sana " boş ver be kanka "

kopuzdan saza isyan ezgileri

öle dolaşırken rastladım ... aslında çok severek dinlediğim bir gruptur Grup Yorum.. sitelerinde dolaşırken kopuzun nasıl saza dönüştüğünü ve anlamının neler olduğunu kanıtlarla ve belgelerle anlatan bi yazı buldum ve bu yazıyı sizinle paylaşmak istedim işte link....

http://www.grupyorum.net/tr/icerik/haber.php?h_haber_id=2&h_tarih=&&PHPSESSID=e455151d34974bee9f63b9a7378963e7

13 Eylül 2007 Perşembe

Adresim Aynı

Adresim aynı . Sadece düşüncelerim değişti. Gecenin simsiyah yalnızlığına ayak uydurdu hayallerim . Hep kırılan hep dışlanan olmuş olmak yordu hayallerimi . Bir sevgi , bir aşk , bir ayrılık ve özlem yaraladı kalbimi . Yıldız külleri serpildi üzerime , ama hiç yıldızlar gibi özgür olmadım . Zaman denilen velet hiç peşimi bırakmadı . Her zaman ama her zaman peşimde oldu . Aynı peşimi bırakmayan geçmişim gibi . Şimdi durdura bilsem zamanı ve şu peşimde koşan geçmişimi yok ede bilsem . Belki de gözlerimde büyüyen pişmanlıklarımı terk ede bilirim . Evet , zamanı durdurmak mümkün değil . Ama hiç olmazsa geçmişimi kaldıra bilsem .
Bir zamanlar bir abim keş kelerle yaşama , keş keler değil , iyi ki yapmışların senin dolu dolu yaşadığının kanıtıdır demişti. Şimdi ardımda olan geçmişime bakıyorum ve hep keş kelerle dolu . Ne bileyim işte . Keşke iyi bir öğrenci olsaydım , keşke ailemle hep iyi anlaşsaydım ... Keşke keşke ...... Bu kadar keşkenin içinde iyi ki yapmışım diye bildiğim çok ama çok az şey bula biliyorum . İyi ki yazıyorum , iyi ki çocukluk aşklarım hep dolu dolu geçti . Bu kadar işte .
Çocukluk aşklarım hep yalnız ve terk edilmiş hayallerle geçti . Aslında hep tutsak hep karanlık kuyularda . Belki ondan bu kadar yalnızım . telefon açıp konuşa bileceğim , seni seviyorum diye bileceğim , sabahları yatağında uyanabileceğim bir sevgili kalmadı ellerimde . Şimdi anlıyorum ki ben çocukluk aşklarımda başlangıçtan her sona gidişimde bana tanınan aşık olma hakkımı tüketiyormuşum . Bu yüzden ellerimin yalnızlığı . Sevgileri tüketmiş olmamdan . Bütün aşklarım , hepsi kanayan ama her zaman küçükte olsa bir tebessümle hatırlayacağım küçük gedikler ruhumun derinliklerinde . Ama utanıyorum bazen . Söylenen saf ve televizyonlardan öğrendiğimiz yalanlardan .
Yazıyor olmaksa hiç vaz geçemeyeceğim ve en uzun süreli sevgilim , en uzun süren aşkım . Yazmak benim için ayrı bir boyuta geçmek . Yazarken yeni bir dünya oluşturuyorum kendime . Hiç kimseyle paylaşmadığım sırlarımı yazdığım . Hiçbir gökyüzüne sığmayacak çığlıklarımı ve hiçbir zaman açık açık dökemediğim gizli yaralarımın göz yaşlarını korkusuzca ve çekinmeden savura bildiğim yaşayabildiğim tek kişilik dünyam . Bazen de hayvansal iç güdülerimle boğuştuğum yalancı bir zevkler dünyası . Ama her şeyiyle benim bu dünya , Yaradanı benim ve benim kurallarımla dönüyor dünya . Her zaman aynı kalan ve hiç değişmeyen bir dünya . Aslında değişen düşüncelerim , değişen ve param parça olan ruhumdan arta kalan tek şey zaten bu küçük dünya .
Adresim aynı , birde küçük dünyam . Onun dışında ruhum , düşüncelerim ve sevgilerim her şeyim değişti......

Martı Çığlıkları

Sahilden denize doğru uzanan iskelenin ucunda . Yağan kara aldırmadan duruyorum . Kar taneleri nasıl da özgürler . Nereye , ne şekilde düşeceklerine kimsenin karıştığı yok . Dalga sesleri eski iskelenin bacakları arasın da yankılanıyor ....
Cebimden bir sigara çıkarttım . Ama yakamadım bir türlü .Yağan kar izin vermedi .Sonra çınar ağaçlarını düşündüm caddeler üzerine dikilen o görkemli çınarlı .
Gün batmaya başladı .Zamanın habercisi olan iki nesne güneş ve ay yer değiştiriyor .Ayı görmek istiyorum . Ayı gösterin bana ! Kar yağarken ayı izlemek istiyorum !!!
Az önce geçen 21:30 vapurunun güvertesinde seni görür gibi oldum .Şimdi bir martı görmek istedim .Şu anda 21.30 vapuru geçerken çığlık çığlık bir martı . Hatırladığıma göre severdin çığlık çığlık martıları .
Sen aslın da deniz ve doğayı severdin ama bir belirsizlik içerisinde martılara hayrandın ...
Bunu ilk anladığım da üniversite ikinci sınıf öğrencisi daha bıyığı çıkamamış bir genç ve saf ve çıkarsız bir aşıktım . Her gün seni izler gittiğin yerlere giderdim . Bir gün ağlıyordun hıçkıra hıçkıra . Koşar adımlarla geçiyordun caddeleri , anlaşılan bizden , sadece kalabalıktan kaçıyordun .Deniz kıyısında büyük adaya bakan bir tahta banka oturdun . Yağmur başlamıştı ama aldırmadan oturmaya devam ettin . Hala ağlıyordun . Birden durdun ve o mağrur gözlerini gökyüzüne diktin . Çığlık çığlık martılar geçiyor üzerimizden . Ellerini açtın sanki onları kucaklamaya çalışıyordun .
Dikilmekte olduğum iskele gecenin karanlığında yavaş yavaş kopuyordu karadan . İskelenin üstüne düşen ayın az değişken dilimleri aynı bir martı gibi bir görünüyor bem beyaz karla kaplı iskeleyi aydınlatıyor sonra etraf yine kararıyor.
Ve iskelenin üstünden ne bir martı geçiyor nede martıların çığlıkları duyuluyor . Sadece vapurlar geçiyor sahilden artık güvertesinde olmadığın ...

Cüretkar Türküler

Gece kurşun gibi ağır. Zaman sanki dibi olmayan bir kuyu gibi bitmek , tükenmek bilmiyor.
Gece şarkılarını söyleyen kenti izliyorum , soğuk ve rüzgarlı olan evimin balkonunda . Denizin üstünde birer şamdan gibi yanmakta olan balıkçı teknelerinin sesleri takılıyor kulağıma . İnceden bir türkü yakar gibi bir ses . Acılı gayretli ve birazda cüretkar.
Gece balıkçı teknelerinin söylediği cüretkar türkülerle devam ediyor . Gökyüzünde ki uçağın mavi , sarı , kırmızı ışıklarına takılıyor gözlerim . Aklım kuyruğuna takılıp kaçıp gitmeyi düşlüyor ; senden ayrılmak korkutuyor beni . Dallara düşen çiğ damlacıkları havayı bir su birikintisi gibi bulanıklaştırıyor . Yanaklarım ıslanıyor balıkçı teknelerinin cüretkar türküleriyle.
Paylaşamadığımız ama paylaşmayı istediğimiz çok fazla şey olduğunu ikimizde biliyoruz . Fakat korkuyoruz. Aynı dalların Kasımda çiçek açmaya korktuğu gibi . Ölümden , aşkın ölümünden korkuyoruz . Öldürülen aşkın zanlıları olmaktan korkuyoruz . Korkumuz ölen aşkın ardından ayrı ayrı hücrelere koyulmak oluyor . Sonra bir türkü dolanıyor dilime balıkçı teknelerinin söylediği cüretkar türküler .
Sonra ağlıyorsun . Saniyeler gün , dakikalar hafta , saatler yıl oluyor. Dünya duruyor , gökyüzü deliniyor. Aklım gurbet ele seni sevmeye kaçıyor . Kalbim sana vuruluyor. Bense bir cinayete kurban gidiyorum . Suçlu gülüyor cesedimin başında . Sonra haklı olan oymuş gibi anlamsızca , bu cinayeti o işledi , suçlu , diyor . Ben gönlümde hayallerimin kalıntıları ve yeni filizlenen bir sevgiyle giderken . O balıkçı teknelerinin cüretkar türkülerini söylüyor. Ben duymazken , ben çoktan kaybolup gitmişken . Yanımda beni suçlamayan . Benimle cinayetler işleyen sevgilimle . Yeni cinayet planları yaparak . Aşk cinayetti ona göre ve ben suçluydum . Aşığın suçu sevmek , sevmenin suçu ise aşkın bir cinayet olmasıymış . Bunu anladığım da , dilimde balıkçı teknelerinin cüretkar türküleri , yüreğim sevdalı ve param parçaydı …

9 Eylül 2007 Pazar

KİŞİSEL HAYKIRIŞLAR -1-

Bazı belirsizlikler var hayatımda bazen hani şöyle böle deriz ya hayat için işte şöyle böle geçiyor zamanım ... Uzun bir aradan sonra görüşülen dostlar ve dostlarla yapılan muhabbetler sohbetler beni alıp gitmeye beni buralarda kalmaya zorlamaya yetiyor resmen bir gün olurda giderim dediğim bu hayatta daha uzun kala bilmek için verdiğim savaşın savaşların ve bitmek tükenmek bilmeyen hayatın ilk adımlarında bazı kardeş türküler dolanıyor dilime anlamını kaybetmiş deli bir kurşun gibi adressiz ve yapa yalnız .. Geçen her dakikada içimde büyüyen bir ateş olan sevgilinin ve yarin özleminin yanında geçmişten kalma tanıdık yüzlerin beni ne kadar etkilediğini beni ne kadar yapa yalnız kaldığımın gerçeğine kavuşturduğunun şahidi olmak bazen beni yoruyor bazense mutlu ediyor . Gece gelen bir deniz mırıltısı gibi gülen gözlerle merhaba diyen dostlara kucak dolusu “ MERHABA “ ama neden sonra oluyorsa yine ayrılıklar giriyor dostlarla arama ve sevgilim oluyor bu kez yanımda yüreğimde bir hasretten kurtuluyorum sıcak ellerine dokunuyorum ve beni alıp gitmesine sonsuz bir biçimde izin veriyorum sevgilinin ... Lakin bu kez dostların hayatımda ileti sayfalarından ibaret olan dostlarımın hasreti çöküyor içime şöyle bir kankamı özlüyorum adam gibi hasretleri özlüyorum .. Böyle yalancı olarak değil de gerçek olan hasretleri ileti sayfalarında sadece birkaç sembol olan gülüşleri değil sonsuz mutluluk ateşlerinin kokusunu istiyorum özlemlerimle birlikte .. Aynı dili konuşmak aynı gülümsemeyi farklı suratlar da bir parantez bir iki nokta üst üste ile değil gerçek kahkahaların tadında sesin de yaşamak istiyorum .. Sesleri duymak dostların gözünde ki o mutluluk labirentlerinde amaçsızca kaybolup nereden geldiğimi unutarak yürümek istiyorum .. Dışarıda usul usul yağan Karadeniz yağmurunda yürümek ve bir zamanlar benim için aşkın yuvası olan kayalıklarda ki o incir ağacının altında ağlamak istiyorum bugün ama nedense hala bu bir türlü gerçekleştiremiyorum . Dün gece böyle kafa bulmak biraz olsun geçmişimle yüzleşmek için konuşmaya başladığım biri ile yeniden dost olup onu yine hayatımın o karışık labirentlerinde bir fare gibi bırakma gafletine düşecekken son anda uyandım da onu da beni de bir labirentte kendinden uzak bir peynir parçasını bulmaya çalışan iki fare olmaktan kurtardım ...

Dedim ya dostlardan kalan bir resim gibi hayat ve geçmişten günümüze bir arkeologun bulduğu amaçsızlıklar bütünlüğündeki bir kemik parçası gibi dostları ve şuandaki sevgilimi özledim hayatımda özlemelere ara verdiğimi düşünmeme rağmen ve anladım ki özlemler bir tek sevgiye değil bir hoş sohbete bir güzel gülüşe de duyula biliyormuş .. Dostlar iyi ki varsınız ve iyi benimlesiniz . Aşkım , birtanem , hayatım , ömrüm iyi ki varsın ve iyi ki benimlesin seni seviyorum .. Arkadaşlarım dostlarım iyisiyle kötüsüyle hayatımda olan herkes sizleri seviyorum.. Ve son olarak galiba ben bu hayatı seviyorum ...

ALACA KARANLIKTA BİR KİBRİT DAHA ÇAK UMUT İÇİN KAYIP KENTİN SAKİNİ

Hey sana sesleniyorum kayıp kentin sakini .Geri ver anılarımı ve hayallerimi . Çabuk ol ! Susamlı simit kokusunu bir fahişenin sürdüğü ucuz parfüm kokusunu geri ver .
Bir gece vakti kaybettim o kenti ben . Zaman durdu o an ve başka zaman dilimine geçtim .Aklım hayalim durdu . Sanki önemsizce bir boşlukta süzüldüm Sonra dostların kervanında bir sepete kondum .Daldım engin derinliklere , yılmadan , usanmadan aradım . Tek bulduğum ise dostlardan arta kalan bir çerçeve .Ve yosun tutmuş bir resim ...İşte kayıp kentin sakini , aklımdaki düşüncelerim böylesine yosun tuttu . Ve ben böylesine kayboldum , kaybettiğim kenti ararken .Şimdi bilinmezlik ve yalnızlık deryası içerisinde , yapayalnız , tek başıma , eski bir türkü tutturmuş ve alaya almış hayatı , birikimlerinden vazgeçmiş bir deli boran misali yakıp kavuruyorum beynimin içerisine gizlenmiş yosun tutmuş anıları . Ağlamıyorum da küçük bir çocuk misali , haykırmıyorum da hayalleri bitmiş bir genç gibi , sus pus oturmuyorum da ölümü bekleyen bir ihtiyar gibi ..Başkaldırıyorum ey sana kayıp kentin sakini ! Ne yalvarıyorum nede diz çöküyorum önünde . Tek isteğim benden Almış olduğun o yalancı gülüşlerle süslenmiş ama beni gayet mutlu etmeye yeterli anılarım .Bir yol ayrımındayım .Sen başka yoldan ben bir başka yoldan kayboluyoruz ufukta:sonra gece oluyor sonra tekrar gün doğuyor ve böyle devam ediyor .Yürüyorum her yeni ufka aklımda yosun tutmuş anılarla ....Sense bulmuşsun aslında hiç kaybetmediğin o kayıp kenti.Şimdi kafamı kaldırdım ve ufkuna yürürken geçtiğim o güzelim mavi gökyüzüne baktım .Güvercinleri saydım usanmadan . Fatih Camii’nin önünde . Martılarla oynaştım İzmir’in kıyılarında . Ve bir kez daha şahit oldum İzmir’in kızlarının güzel olduğuna . Ama bir akşamlık sevgiler beni sana kavuşturamadı kayıp kentin sakini .Uzat elini bana doğru veya bir kibrit çak ki gecenin alaca karanlığın da ki bulabileyim seni .Aklım karma karışık .. Özlemenin bu kadar koyacağını düşünmemiştim . Ama zaten nereden bilebilirdim ki seni bir gece vakti yalnız başıma dolaşırken sokaklarda kaybedeceğimi.Yalanlar olsun dolanlar olsun ama bir umut ışığı altında söyle bana bunları kayıp kentin sakini ..Tutsaktım de , ben de seni arıyordum de .Ama ne olur artık çıkar beni bu yalancı hayatın içinden .......Ben sana sesleniyorum kayıp kentin sakini .Gel de kurtar beni buralardan . Bir umut olsun ver bana . Gecenin alaca karanlığında bir kibrit daha çak aydınlatmak için umudun o güzel yüzünü , bu yalanlarla ve dolanlarla dolu hayata inat....

8 Eylül 2007 Cumartesi

Gökkuşağı Renginde Bahar

Sahneye çıkmaya korkan bir yalnız ve yanlışlıklar bütünlüğü ile başa çıkabilme arzusu içerisindeyim. Anlamsızlıklar var hayatımda bir yalan gibi . Ama neden bunun neden olduğu acı çektiren bir gece gibi içime düşen acılarım sancılarım ve sensizliğin vermiş olduğu bir yanılsama bir karabasan gibi hayatıma çöken nedensiz bir cümlenin kağıdımda hayat bulması gibi gecip giden bu ömürde bir tek sen varsın ....Bu gün bütün yalnızlığımı unutup gecen butun bu hayata inad yaşamaya çalışmamdaki tek neden olan sana bağlanmamın nedenini hala çözemiyorum. Ama neden bu bilinmezlik içerisinde eriyip gittiğimin ise farkında hiç değilim . Şimdi senden önce senden sonra nerelerde neler yapacağımı bile bilmeden neden gecen zamanın bekçisi gibi hissediyorum kendmi inan bilmiyorum ama bana neden böle bir cezanın verildiğini hala anlamış değilim ki . Zamana bekçilik etmek kadar bana zor gelen bir diğer şey ise anlamsız kelimeler kurduğum bir yalana sensizlikle birlikte kendimi ve hayallerimi de ortak ediyor olmam ....Hayallerim vardı bazı geçmiş zamanlarda , daha solmamıştı ve hala canlıydı hayallerim. Bir sonbahar akşamında Kardenizin azgın sularının şaitliğinde umutlarımın ortaklığına sığınmıştım zamanın giderek beni içine çekişi , Cezmi okuduğum ve aşktan sevgiden giderek nefret ettiğim bir dönemin başlarında yaradının olup olmadığını sorgulayarak gecen akşamlarda bazı belirsizlikler olsada hayatımda mutlu gibi yaşamak kolay geliyordu . Dostlara gülmek ama köşeyi dönünce nefesimi kesen hıçkırıklara şiirler yazarak mutluluğun ne olduğunu anlamaya çalışırken bir gün gece beş buçukda Akdenizin ortasında bu adada kendimi yapa yalnız bulmuşken sen girdin birden ve ansızın hayatıma . Ama içimde hala beni alıp gitmekte direten yalnızlık ateşini södürmeye çalışırken geceye doğan bir ışık gibi gözlerine şiirler yazmak alıkoydu beni yalan yanlış geçmişimin içinde kalmaktan . Bugün burada bazı geceler uykusuzluk nöbetlerinin başında günahlarımın ömrümden çıkması için her gece yakardığım tanrıya günahlarımı affetmesi için geçmişimin izlerinden biraz olsun ayrılıp geleceğimin anka kuşu gibi parlak ışığında hala kalabalığın içide yapa yalnız kaldığımı fakat bu yalnızlığımın sen kalabalığımın sen olduğunun farkına vardığım şu yeni günün ilk saatlerinde bazı bildiklerimin ne kadar yanlış ne kadar doğru olduğunun sorgusundan vaz geçmek doğrultusunda ilerliyorum ....Girdiğin de insananı ürküten bu ada da beş parmak dağlarının şehvetinde Akdenizin erotizminde yaşarken o günleri, içimde olan bir kıvılcımken şimdi cehennem ateşi kadar büyümüş olan sen neden yalnızlığıma koşulsuz ortak oluyorsun bilmiyorum ama bu ortaklıktanda epeyce mutluyum . Ama bu yalnız ve terk edilmiş ada da geçen günlere baktıkça sistemin nedenli bir çark olduğunun ve benim bu çarkın içinde gittikçe daha da çok rol aldığımın ve sahnelenmekte olan çıkar adlı oyunda git gide baş rol oynamaya başladığımın farkına varıyor olmak beni biraz ürkütüyor . Ne bileyim zamanın getirileri belkide bu. Abilerin , ablaların anlatığı sisteme ayak uydurma zırvalıkları diye düşündüğüm şeyler belkide bunlar. Sisteme ayak uyduran bir zırvalık oluyorum yavaş yavaş ideolojimden fikirlerimden neden ve niçin vazgeçtiğimi düşünüyorum bu aralar hayat felsefem “carpe diem “ diye çığıran boğazım bugun ne “carpe diem “ diyor nede ideolojim için söylemlerde bulunuyor ama neden olursa olsun bilmiyorum ki neyin bana doğruluktan vazgeçici bir yalnızlığın aritmetik ortalamasının tirgonometrik değerinin iki katından daha az kalıyor anlamıyorum . Belkide bazı şeylerden vaz geçişimin neden senin benden uzaklaşabilme ihtimalinden korktuğum için hiç sevmediğin ideoloji söylemlerimden vaz geçiyorum ve de hayat felsefemden vaz geçiş nedenim artık hayatımda senin oluşundur belki. Peki bu kadar basitmiydi çam sakızı kokan eğitimlerden geçen beyninim içinde kopan devrim söylemlerinin son buluşu yada her sabah kalkıp hadi ey hayat bugun yeni bir savaş daha başlıyor seninle benim aramda demeden uyanmak basitlikmi anlamıyorum . Belkide yoruldum artık hep azınlık olmaktan hep yanlış anlaşılmaktan ama neden bu kadar güçsüzmüyüm acaba bu kadarmıydı ömrü “Yoldas”ın. Trabzondan çıkan ve herkezin tek dediği “Yoldaş” bu kadar korkakmıydı bilmiyorum ama biliyorum ki artık sonbahar değil mevsimlerim ve artık kahverengi baharlar yaşamıyorum , ilkbahara döndü kışım ve artık gökkuşağının renklerinde baharlar yaşıyorum ellerimde senin sıcak ellerin ...